Devletlerin Egemen Eşitliği, Evrensel Yargı Yetkisi ve Venezuela

Devletlerin egemen eşitliği, iç işlerine karışmama ve kuvvet kullanma yasağı ilkeleri üzerine inşa edilmek istenen uluslararası hukuk düzenine yönelik eleştiriler, son dönemde halihazırda yaşanan uluslararası nitelikteki elim verici hadiselere paralel olarak artmıştır. İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği insan haklarına açıkça aykırı askeri ve ekonomik müdahale ve Rusya’nın tarihsel meşruiyet ve meşru müdafaa gerekçesiyle Ukrayna’ya karşı başlattığı “özel askeri operasyon” söz konusu eleştirilerin baş örneklerinden oldu. 3 Ocak 2026’da Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’ya gerçekleştirdiği müdahale ise uluslararası hukukun çoktan aşınmış, delinmiş ve çifte standarta göre işleyen yapısına bir kez daha ışık tuttu. (1)(2)

Birleşmiş Milletler Antlaşması, 1945 yılında kabul edilerek 1945–1946 yıllarında yürürlüğe girmiş olup, çağdaş uluslararası hukuk düzeninin kurucu ve temel metni niteliğindedir. Antlaşma, “uluslararası toplumun anayasal belgesi” olarak nitelendirilmekle, Antlaşmanın 2. maddesinin 1., 4. ve 7. Fıkraları Egemen Eşitlik İlkesi, Kuvvet Kullanma Yasağı, İç İşlerine Karışmama İlkesi olarak sayılan temel ilkelere yer vermektedir.

  • BM Antlaşması Madde 2/1 : “Teşkilat, bütün üyelerinin egemen eşitliği ilkesine dayanır.”

  • BM Antlaşması Madde 2/4 – “Teşkilatın üyeleri, uluslararası ilişkilerinde, gerek herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasal bağımsızlığına karşı, gerekse Birleşmiş Milletler’in amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir başka biçimde, kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidinde bulunmaktan kaçınırlar.”

  • BM Antlaşması Madde 2/7 – “İşbu Şart’ın hiçbir hükmü, Birleşmiş Milletler’e, esas itibarıyla bir devletin millî yetki alanına giren işlere müdahale yetkisi vermez ve üyeleri de bu gibi işleri bu Şart gereğince bir çözüm yoluna bağlamaya zorlamaz; ancak bu ilke, VII. Bölüm uyarınca alınacak zorlayıcı önlemlerin uygulanmasına halel getirmez.”

ABD, Venezuela müdahalesini başta narko-terörizm olmak üzere çeşitli suçlamalarla gerekçelendirmeye çalışmıştır. (3) BM Antlaşması m. 2/4 uyarınca kuvvet kullanımı ve tehdidi kesin biçimde yasaktır. İstisnalar meşru savunma ve BM Güvenlik Konseyi yetkilendirmesi sınırlı ve sayılıdır. Evrensel yargı yetkisi bakımından ise, 1948 Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile 1949 Cenevre Sözleşmeleri’nde yer verilen ve  uluslararası teamül hukukunda uygulama ile statü kazanmış soykırım, işkence, savaş suçları gibi ağır ihlallerin olması gerektiği açıkça düzenlenmiştir. Evrensel yargı yetkisi, istisnai ve her suç için geçerli değildir; kuvvet kullanma veya müdahale yetkisi doğurmadığı gibi görevdeki devlet başkanlarının dokunulmazlığını ortadan kaldırmamaktadır. (Uluslararası Adalet Divanı (ICJ)’nın Arrest Warrant of 11 April 2000 (DRC v. Belgium) kararı da bu yöndedir.)

ABD’nin, daha önce çeşitli gerekçelerle pek çok ülkeye uluslararası hukuka aykırı müdahalelerde bulunduğu gözetildiğinde; Venezuela’ya müdahalesinin uluslararası kamuoyunu şaşırtmaması gerekirdi.  ABD’nin Nikaragua, Şili, Guatemala ve Küba gibi Latin Amerika ülkelerine ideolojik gerekçelerle askeri, siyasi ve ekonomik yönlerden dolaylı müdahaleleri ve Irak ile Afganistan’a 11 Eylül sonrası Bush doktrini çerçevesinde doğrudan müdahaleleri, uluslararası hukuk düzeninin birden fazla kez rafa kaldırıldığını ve kağıt üzerinde ulusların barış ve güvenliğini sağlayan temel ilkelerin pratikte tam tersini meşrulaştırma amacıyla kullanılabildiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Venezuela örneği, BM Antlaşması, 1948 Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile 1949 Cenevre Sözleşmeleri ile temeli kurulan uluslararası hukuk düzenine açık bir aykırılık olarak kayda geçmiş bulunmaktadır. Egemen bir devlet olarak kabul edilen Venezuela’nın askeri tesislerinin, liman ve havaalanlarının, altyapısının bombalanması; dokunulmazlığı bulunan ve görevdeki devlet başkanı Maduro’nun kaçırılarak alıkonulması kuvvet kullanma yasağının ve egemen eşitlik ilkesinin açıkça ihlalidir. Her ne kadar Maduro’nun otoriter eğilimleri, müdahale sebeplerinden birisi olarak gösterilmekte ise de, devletlerin içişlerine karışmama ilkesi kapsamında müdahalenin bu gerekçe ile yapılması dahi hukuki meşruiyet taşımamaktadır. Ulusların barış ve güvenliğinin tehlike altında olduğu yeni bir döneme girilirken; uluslararası hukuk düzeninin “büyük güçlerin” ihlallerine etkililik ve yaptırım bakımından nasıl bir cevap vereceği merak konusu olmuştur.

(1)https://perspektif.eu/2025/06/02/uluslararasi-hukuk-guclulere-cifte-standart-mi-uyguluyor/

(2)https://t24.com.tr/haber/uluslararasi-ceza-hukuku-uzmani-stahn-uluslararasi-hukukun-cifte-standardi-daha-gorunur-hale-geliyor,1248492

(3)https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/belge-yayimlandi-abd-maduro-yu-ne-ile-sucluyor-2466846

(4)International Court of Justice (1986), “Military and Paramilitary Activities in and Against Nicaragua (Nicaragua V. United States of America)-